Beklenen Marmara Depremi ve Bursa; Risk Yönetiminde Meslek Odalarının Rolü
Etkinlik, Bursa Akademik Odalar
Birliği (BAOB) çatısı altında kurulan AMİP (Afet ve Olağandışı Durumlara
Yönelik Mesleki İşbirlikleri Platformu) tarafından BAOB Dönem Sözcülüğü'nün
kıymetli katkılarıyla BAOB Mimarlar Odası Seminer Salonu'nda 4
Nisan tarihinde gerçekleştirildi.
Oturum Başkanlığı Doç. Dr. Ersan KOÇ tarafından
yapılan birinci oturumda ilk olarak “İRAP, TAMP,
TASİP Bilgilendirme Sunumu” başlıklı sunumları ile AFAD temsilcileri Mimar
Sümeyra ÇELİK & Endüstri Mühendisi Dursun YILMAZ söz
almışlardır. Türkiye’de 1959'dan bu yana süregelen kurumsal evrim
sonucunda; koordinasyondan yoksun ve sadece kriz anında devreye giren
"reaktif" sistemin yerini, AFAD çatısı altında toplanmış, risk odaklı
ve proaktif bir "Bütünleşik Afet Yönetim Sistemi"nin aldığı ifade
edilmiştir. Bu yeni sistemin temel amacının, afet gerçekleşmeden önce riskleri
azaltarak afetlere dirençli bir toplum oluşturmak olduğu belirtmişlerdir.
Sistemin operasyonel iskeletini İRAP (İl
Afet Risk Azaltma Planı) ve TAMP (Türkiye Afet Müdahale Planı) yapılarının
oluşturduğu vurgulanmıştır. Bursa özelinde hazırlanan İRAP kapsamında; deprem,
sel, kütle hareketleri, endüstriyel kazalar ve iklim değişikliği gibi beş ana
tehlike türünün belirlendiği ve bu riskleri minimize etmek adına 122 somut
eylemin planlandığı söylenmiştir. Müdahale aşamasında ise TAMP’ın devreye
girerek; yangından sağlığa, barınmadan psikososyal desteğe kadar 25 farklı afet
grubunun rollerini ve çözüm ortaklarını net bir şekilde tanımlayarak kaosu
önlemeyi hedeflediği aktarılmıştır.
Lojistik ve yerel yapılanma tarafında ise
Bursa’nın tüm ilçelerini kapsayan detaylı bir hazırlık sürecinin yürütüldüğü
dile getirilmiştir. Şehir genelinde toplanma ve geçici barınma alanları, iş
makinesi park yerleri ile enkaz döküm sahalarının önceden belirlendiği; enerji
ve altyapı hizmetlerinin sürekliliği için ilgili kurumlarla koordinasyonun
sağlandığı ifade edilmiştir. Özellikle "yerelleşme" stratejisi
doğrultusunda 13 ilçede kurulması planlanan AFAD merkezleri ve mahalle
düzeyindeki irtibat ofisleri aracılığıyla, afet anında en uç noktaya kadar
hızlı ve etkin bir müdahale gerçekleştirilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir.
Özyeğin Üniversitesi’nden Prof. Dr. Alper
ÜNLÜ, İTÜ (em.) “Olay Komuta Sistemi (OKS)” başlıklı
sunumu ile Olay Komuta Sisteminin, afet anlarında oluşabilecek kaosu
engellemek amacıyla tasarlanmış, hiyerarşik ve modüler bir yönetim modeli
olduğunu belirtmiştir. Sistemin temelini oluşturan
ve FLOP kısaltmasıyla sembolize edilen dört ana sütun; maliyet
analizi ve kayıt tutan Finans, kaynak ve lojistik destek
sağlayan Lojistik, sahada doğrudan müdahale eden Operasyon ve
veri analiziyle eylem planı hazırlayan Planlama birimlerinden oluşur.
Bu yapıda kritik rollerin başında, tüm sorumluluğu üstlenen ve karar verici
otorite olan Olay Komutanı gelirken, bilgi kirliliğini önlemek ve
sahadaki operasyonel odağı korumak adına açıklamaların tek elden yapılmasını
sağlayan Basın Sözcüsü hayati bir iletişim köprüsü görevi üstlenmektedir.
AMİP (Afet ve Olağandışı Durumlara Yönelik
Mesleki İşbirlikleri Platformu)’den Dr. Seçkin KARA “AMİP:
Neden bir afet platformu?” başlıklı sunumu ile Bursa
Akademik Odalar Birliği (BAOB) çatısı altında kurulan AMİP’in, meslek
örgütlerinin geniş bilgi birikimini ve nitelikli üye potansiyelini bir araya
getirerek bir sinerji yaratmayı hedeflemekte olduğunu belirtmiştir. Bu
platformun kurulmasındaki temel motivasyon, beklenen Marmara Depremi'nin yanı
sıra 2021 yılında Kastamonu ve Sinop'ta yaşanan sel felaketleri ile Türkiye
genelindeki yıkıcı orman yangınlarıdır. Yaşanan bu acı tecrübeler, afet
anında ve sonrasında kurumlar arası eşgüdümün ne kadar hayati olduğunu açıkça
ortaya koymuştur.
Platformun temelleri, Bursa Tabip
Odası'nın (BTO) teklifi ve TMMOB'un Temmuz 2022'deki çağrısı ile atılmıştır. "Hafıza-i
beşer nisyan ile malüldür" (insan hafızası unutkanlık ile sakattır)
ilkesinden yola çıkarak, toplumsal belleği diri tutmak ve gündelik hayatın afet
gerçeğini dışlamasını engellemek amaçlanmaktadır. Platform, afet yönetimi
süreçlerinde sadece kriz anında değil; risk yönetimi ve rehabilitasyon
aşamalarında da meslek odalarının aktif ve görünür bir rol almasını
savunmaktadır.
Oturum Başkanlığı Prof. Dr. Alper ÜNLÜ
tarafından yapılan ikinci oturumda sırasıyla TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası
Güney Marmara Şubesi, TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası Bursa Şubesi, TMMOB
Şehir Plancıları Odası Bursa Şubesi ve TMMOB Mimarlar Odası Bursa Şubesi adına
sunumlar yapılmıştır.
“Doğal Olmayan Afet Deprem” başlıklı sunumu
ile TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara
Şube Başkanı Mehmet YILDIZ geçmişteki 1999 ve 6 Şubat depremlerindeki
kayıpların temel nedeninin yanlış yer seçimi ve hatalı planlama olduğunu
vurgulamaktadır. Doğa olaylarının afete dönüşmesini engellemek için jeolojik
verilerin doğru analiz edilmesi ve yapılaşmanın bu verilere göre yapılması
gerektiği belirtilmektedir.
Konuşmacı, depremin yanı sıra Bursa ve Karadeniz
bölgelerinde sıkça görülen heyelan, sıvılaşma ve oturma gibi
ikincil risklere de dikkat çekmektedir. Özellikle sıvılaşma riskinin
yüksek olduğu zeminlerde binaların sağlam olsa dahi devrilebileceği, bu tür
alanlarda özel mühendislik çözümlerinin (kazık sistemleri, enjeksiyon vb.)
maliyetli de olsa uygulanması gerektiği ifade edilmektedir. Eğitim
çalışmalarına da değinilen sunumda, anaokulundan kamu idarecilerine kadar her
seviyede verilen afet eğitimlerinin ve enkaz anında hayatta kalmayı
sağlayan "Hayat Üçgeni" gibi pratik bilgilerin önemi
vurgulanmaktadır.
Son bölümde, Bursa özelinde yürütülen akademik iş
birlikleri, JICA (Japon Uluslararası İşbirliği Ajansı) ile yapılan çalışmalar
ve veri paylaşımının risk yönetimindeki kritik rolü üzerinde durulmaktadır. Konuşmacı,
yanlış yorumlanan verilerin deprem sonrası telafisi güç sonuçlar doğurabileceği
uyarısıyla sözlerini tamamlamaktadır.
“Risk Yönetiminden Risk Azaltmaya” başlıklı
sunumu ile TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Yönetim Kurulu
Başkanı Ayça SOYUTÜRK tarafından Bursa'nın tarihsel süreçte hem kendi
içindeki faylardan hem de çevre illerdeki sarsıntılardan ciddi şekilde
etkilendiği belirtilmiştir. Özellikle 1855 yılında yaşanan depremlerin Orhan
Gazi ve Ulu Camii gibi sembol yapılarda ağır tahribat yarattığı vurgulanmıştır.
Ayrıca 1970 Gediz depreminin Bursa'daki sanayi tesislerinde hasar
oluşturmasıyla "zemin büyütmesi" kavramının literatüre girdiği
hatırlatılmıştır.
Marmara Denizi'nde beklenen ve büyüklüğü
7.0’den fazla olma olasılığı %50'nin üzerinde görülen depremin ciddiyeti
vurgulanmıştır. Olası bir sarsıntının İstanbul merkezli anlık ekonomik kaybının
70 milyar ABD doları bulabileceği belirtilmiştir. Sunumda, 2023 Kahramanmaraş
depremlerinin maliyeti ile kıyaslama yapılarak, Marmara depreminin yaratacağı
ekonomik yükün devasa boyutlara ulaşacağı dikkatlere sunulmuştur.
Olası bir afet senaryosunda ana odağın
İstanbul olacağı, bu nedenle Bursa gibi lokasyonların dışarıdan hızlı bir
müdahale beklemek yerine kendi hazırlıklarını yapması gerektiği vurgulanmıştır.
"Biz bizeyiz" ifadesiyle, deprem sonrası süreçten ziyade afet öncesi
risk yönetimi ve risk azaltma çalışmalarına odaklanılmasının hayati önem
taşıdığı belirtilmiştir.
Risk azaltma aşamasında mühendislerin ve
meslek odalarının üstlenmesi gereken sorumluluklar üzerinde durulmuştur. Bursa
Akademik Odalar Birliği (BAOB) bünyesinde mesleki holiganlığın terk edilmesi ve
bilimin rehber edinilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Mühendislerin
yönetmeliklerdeki asgari şartlarla yetinmeyip Bursa’nın yerel koşullarına uygun
"gerek şartları" uygulamaları ve maliyetten ziyade vatandaşın
güvenliğini öncelemeleri gerektiği ifade edilmiştir.
"Bursa ŞPO Şubesi Afet Risk Yönetimi Planlarına
Katkı Gündemleri" başlıklı sunumu ile BTÜ, Şehir ve
Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ersan KOÇ tarafından şehirlerin ve
yaşam alanlarının sadece şehir plancılarına, binaların ise sadece mimar veya
mühendislere bırakılamayacak kadar değerli olduğunu vurgulamıştır. Mesleki
egonun ve "narsisizm" olarak tanımladığı aşırı özgüvenin hakikati
görmeyi engellediğini belirtmiştir. Türkiye’deki en temel sorunlardan
birinin, mezuniyet sonrası alınan diplomanın herhangi bir yetkinlik ispatı
gerekmeden doğrudan imza yetkisi vermesi olduğu ifade edilmiştir.
Tehlike, risk ve deprem kavramlarının Türkiye’deki
uzmanlık alanlarında birbirine karıştırıldığı ve iç içe geçmiş şekilde (merge
olma) kullanıldığı belirtilmiştir. Marmara depremi odağında sadece fay
hatlarını konuşmanın yeterli olmadığı, depremin aynı zamanda ekolojik bir
felaket olduğu vurgulanmıştır. Fay hatlarının ekosistemin bir parçası
olduğu ve tarih boyunca yerleşimlerin su ve mineral kaynakları nedeniyle bu
bölgelere kurulduğu ifade edilmiştir.
JICA ile yürütülen çalışmalarda kullanılan
"olasılıksal hasar görebilirlik haritalarının" risk haritası gibi
sunulmasının teknik bir hata olduğu belirtilmiştir. Yapı bazlı somut
incelemeler yerine olasılıklar üzerinden gidilmesinin mahkeme süreçlerinde
iptallere yol açtığı vurgulanmıştır.
Teknik insanların ve akademisyenlerin güce (siyasetçi,
bürokrat veya yönetici) yaslanarak iş yapmasının hakikati
gölgelediği belirtilmiştir. Afet riskinin bir korku iklimi yarattığı, bu
korkunun rasyonel olmayan harcamalara kapı aralayabileceği konusunda
uyarıda bulunulmuştur. Kamu hukuku açısından bilginin doğru yönetilip
yönetilmediğinin ve kaynakların yerinde kullanılıp kullanılmadığının esas
alınması gerektiği vurgulanmıştır.
Türkiye'de farklı meslek
disiplinlerinin birbirini dinleme ve beraber iş üretme kapasitesinin (sosyal
sermaye) oldukça düşük olduğu ifade edilmiştir. Meslek alanlarının
birbirinin sınırlarına müdahale etmesinin kötü sonuçlar
doğurduğu belirtilmiştir. Çözüm olarak; meslek odalarının, derneklerin ve
diğer yapıların birer "iş birliği platformu" olarak kalması, farklı
disiplinlerin birbirinin sınırlarına saygı duyarak ortaklaşa çalışması
gerektiği vurgulanmıştır.
TMMOB Mimarlar Odası Bursa
Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Şirin RODOPLU ŞİMŞEK "Bursa'nın
Yapısal Güvenliğinde Mimari Rol: Dirençli Kentleşme ve Mesleki
Sorumluluk" başlıklı sunumu ile; Bursa'nın karşı
karşıya olduğu yapısal risklerin; başta Kuzey Anadolu ve Gemlik fay hatlarından
kaynaklanan deprem tehlikesi olmak üzere, zayıf yapı stoku, sel, taşkın,
heyelan ve plansız kentleşme gibi çok boyutlu başlıklar altında toplandığını
belirtmiştir. Özellikle şehirdeki yaklaşık 650 bin yapı stokunun
önemli bir kısmının, özellikle de 2004 öncesi inşa edilenlerin, riskli kabul
edildiği vurgulanmıştır.
Mimarlar Odası ve TMMOB'nin bu süreçteki rolü, mesleki
disiplinlerin kamu yararına kullanılması ve güvenli yapılaşmanın kamusal
denetimle sağlanması üzerine kurgulanmıştır. Bu kapsamda odalar;
projelerin teknik normlara uygunluğunu denetlemek, afet risklerine karşı teknik
raporlar hazırlamak, hatalı imar planlarına karşı hukuki mücadele yürütmek ve
meslek mensuplarının eğitimini sağlamak gibi kritik görevler üstlenmektedir.
Mimarlık mesleğinin sorumluluğu, sadece estetik veya
fonksiyonel tasarımın ötesinde, toplumsal bir hizmet alanı olarak
tanımlanmaktadır. Mimarların; kentsel riskleri öngören önleyici rolleri,
sürdürülebilir ve enerji verimli yapılar tasarlama yükümlülükleri ve kamu
yararını gözeten kentsel risk yönetimi sorumlulukları sunumda öne çıkan diğer
başlıklar arasındadır.
Sonuç olarak Mimarlar Odası Bursa Şubesi, kentsel
dönüşümü yaşamsal bir gereklilik olarak görmekte ve güvenli yaşam alanları için
yapı denetim süreçlerini titizlikle takip etmektedir. Akademik odaların
toplumda afet bilincini diri tuttuğu, teknik verilerle karar vericilere
kılavuzluk ettiği ve kent suçlarına karşı hukuki bir kalkan görevi üstlendiği
belirtilmektedir.
Oturum Başkanlığı Dr. Öğr. Üyesi
Gözde KIRLI ÖZER tarafından yapılan üçüncü oturumda sırasıyla TMMOB
Meteoroloji Mühendisleri Odası, TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Bursa Şubesi,
TMMOB Makina Mühendisleri Odası Bursa Şubesi ve TMMOB İç Mimarlar Odası Bursa
Şubesi adına sunumlar yapılmıştır.
TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası Bursa
İli Temsilcisi Feryal BİÇKİCİ “Beklenen Marmara Depremi ve Bursa: Risk
Yönetiminde İkincil Hidrometeorolojik Tehlikeler” başlıklı
sunumunda afet yönetiminde köklü bir paradigma değişimi
savunulmuş ve depremin tek başına bir olay değil, "Çoklu Tehlike"
(Multi-Hazard) zinciri olarak ele alınması gerektiği vurgulanmıştır. Risk
kavramı; tehlike, maruziyet ve etkilenebilirliğin bir bileşkesi olarak
tanımlanmıştır. Afet sonrası müdahalenin "kriz yönetimi", afet öncesi
hazırlığın ise gerçek "risk yönetimi" olduğu belirtilmiştir. Depremin
tetikleyebileceği tsunami, kent selleri, heyelanlar ve endüstriyel kazalar
(NaTech) gibi ikincil afetlerin toplam yıkıcı etkisine dikkat çekilmiştir.
Bursa şehri, sadece bir fay hattı bölgesi
değil, topografik yapısı nedeniyle karmaşık bir hidrometeorolojik havza olarak
nitelendirilmiştir. Uludağ’ın dik yamaçlarındaki heyelan riski, ovanın
sıvılaşma potansiyeli ve yoğun sanayi bölgelerindeki kimyasal sızıntı
tehlikeleri sıralanmıştır. Sunumda; barajlarda oluşabilecek hasarların ani
sellere yol açması, depremin kar erimesi dönemine denk gelmesiyle oluşacak
büyük heyelanlar ve Marmara Denizi’ndeki sismik hareketliliğin Gemlik ve
Mudanya kıyılarını etkileyecek tsunami dalgaları üretmesi gibi senaryolar
detaylandırılmıştır.
Afet yönetimi sürecinde meteorolojinin
sadece hava tahmini değil, bir mühendislik disiplini olduğu hatırlatılmıştır.
Deprem sonrası sızan toksik gazların yayılım analizlerinden, arama-kurtarma
ekipleri için hava koşullarının yönetilmesine kadar birçok kritik noktada
meteorolojik verilerin hayati önem taşıdığı ifade edilmiştir. Özellikle mevcut
yer bilimleri çalışmalarına atmosferik olayların entegre edilerek
"Bütünleşik Mikrobölgeleme" çalışmalarının yapılması gerektiği
savunulmuştur.
Dirençli bir kent yapısı için yer
bilimleri, atmosfer bilimleri ve mühendislik disiplinlerinin eşgüdümlü
çalışması çağrısı yapılmıştır. Bu kapsamda; meteorolojik erken uyarı
sistemlerinin (EYS) kurulması, altyapının esnek bağlantılarla depreme dayanıklı
hale getirilmesi ve kentsel dönüşüm alanlarının rüzgar ile taşkın analizlerine
göre seçilmesi önerilmiştir. Son olarak karar alıcılara; projelerde meteoroloji
mühendisi onayının şart koşulması ve ilgili kurumlarda uzman istihdamının
zorunlu hale getirilmesi tavsiye edilmiştir.
TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Bursa
Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Mine Özüm GÜZELTOPRAK "Doğal
Afetlerin Tetiklediği Endüstriyel Kazalar: Kimyasal Risk Perspektifi” başlıklı
sunumu ile Natech kavramının, deprem veya sel gibi doğal afetlerin endüstriyel
tesislerde yol açtığı teknolojik kazaları ifade ettiği belirtilmiştir. Bu tür
olayların "kriz içinde kriz" yarattığı ve afet anında müdahale
imkanlarını kısıtlayan bir yapıya sahip olduğu vurgulanmıştır. Özellikle doğal
olayların yıkıcı gücünün, tesislerdeki kimyasal riskleri kontrolsüz bir şekilde
açığa çıkardığı ifade edilmiştir.
Deprem ve sel gibi afetlerin; boru
hatlarında kopmalara, tanklarda devrilmelere ve zehirli gaz sızıntılarına neden
olduğu anlatılmıştır. Sızıntıların ardından oluşabilecek yangın ve patlamaların,
komşu tesisleri de etkileyerek bir "domino etkisi" yaratabileceğine
dikkat çekilmiştir. Ayrıca, suyla reaktif olan kimyasalların sel anında
oluşturabileceği ikincil patlama risklerine değinilmiştir.
1999 Marmara Depremi'nde yaşanan TÜPRAŞ
yangını ve AKSA akrilik sızıntısı ile 2023 depremleri sonrası İskenderun
Limanı'nda meydana gelen yangınlar hatırlatılmıştır. Bu olayların, Natech
risklerinin Türkiye sanayisi için teorik bir ihtimal değil, somut bir tehdit
olduğunu kanıtladığı dile getirilmiştir. Geçmişteki bu kazaların, acil durum
planlamasındaki eksiklikleri ortaya koyduğu belirtilmiştir.
Bursa'daki sanayi bölgelerinin artık
yerleşim yerleriyle iç içe geçtiği ve bu durumun toplumsal riskleri artırdığı
aktarılmıştır. Özellikle Gemlik’in, sahip olduğu devasa amonyak depoları ve
kimya tesisleri nedeniyle bölgenin "Natech saatli bombası" olarak
nitelendirildiği bildirilmiştir. Olası bir afet anında zehirli gazların rüzgar
etkisiyle hızla şehre yayılma tehlikesi altında olduğu ifade edilmiştir.
Kimyasal risk haritalarının çıkarılmasının
ve tesislerin sismik izolasyon gibi mühendislik önlemleriyle güçlendirilmesinin
zorunluluğu üzerinde durulmuştur. Kamusal denetimlerin artırılması, OSB'lerin
altyapı güvenliklerinin güncellenmesi ve çoklu afet senaryolarına hazırlıklı
olunması gerektiği savunulmuştur. Son olarak, Kimya Mühendisleri Odası'nın bu
süreçteki denetim ve danışmanlık rolünün kritik öneme sahip olduğu
vurgulanmıştır.
TMMOB Makina Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Asansör
Komisyonu Üyesi Mak. Mühendisi Yavuz GÜÇLÜ tarafından “Depremden
Sonra Asansörlerin Durumu ve Dikkatli Olmamız Gereken Veriler” konulu
sunum gerçekleştirilmiştir. Türkiye'nin büyük bir kısmının deprem
kuşağında yer alması nedeniyle asansör güvenliğinin hayati bir önem taşıdığı
belirtilmiştir. Ancak günümüzde mimari ve mühendislik projeleri ile gerçek
uygulamaların birbirini tutmadığı, bu durumun da ciddi denetim ve güvenlik
açıkları yarattığı ifade edilmiştir. Yapılan kontrollerde asansörlerin büyük
bir kısmının kusurlu çıktığı ve halkın asansör kullanma talimatlarını bile
yeterince okumadığı, bu durumun da eğitimin önemini ortaya koyduğu
bildirilmiştir.
Deprem esnasında sarsıntının etkisiyle halatların
çıkabileceği, patenlerin raydan fırlayabileceği veya kuyu içindeki tozların
mekanizmayı kilitleyebileceği aktarılmıştır. Bu yüzden sarsıntı sonrasında
asansörlerin yetkili bir teknik personel tarafından kontrol edilmeden
kesinlikle kullanılmaması gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca sarsıntılara karşı montajda
kaynak yerine ayarlanabilir cıvatalı sistemlerin tercih edilmesinin güvenlik
açısından daha avantajlı olduğu dile getirilmiştir.
Son olarak, hasarlı binalardan sökülen motor ve pano
gibi kritik parçaların sadece boyanarak kontrolsüzce piyasaya sürülmesinin
büyük bir can güvenliği riski oluşturduğu kaydedilmiştir. Kullanıcıların
şüpheli durumlarda fatura ve etiket kontrolü yapması, denetim kuruluşlarının da
bu konuda bilinçli olması gerektiği açıklanmıştır.
TMMOB İç Mimarlar Odası Bursa Şubesi
Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Aylin ARAS tarafından yapılan “Afetlerde
Kayıp Halka: İç Mimari Tasarım ve Disiplinlerarası Sorumluluk” başlıklı
sunum ile iç mimarlık mesleğinin sadece estetik, dekorasyon ve lüks tüketimle
bağdaştırılmasının büyük bir yanılgı olduğu belirtilmiştir. Özellikle 1999
İzmit ve 2023 Kahramanmaraş depremleri örnek gösterilerek, taşıyıcı sistemi hiç
hasar görmemiş sağlam binalarda bile can kayıplarının yaşandığına dikkat
çekilmiştir. Uluslararası literatürde "Yapısal Olmayan Elemanların
Riski" olarak adlandırılan bu durumun; devrilen ağır mobilyalar, çöken
asma tavanlar, patlayan cam bölücüler ve kaçış yollarını tıkayan yanlış
yerleşimler nedeniyle ölümlere ve ciddi yaralanmalara yol açtığı
vurgulanmıştır.
Depremlerdeki yaralanmaların ve maddi
kayıpların çok büyük bir kısmının bu yapısal olmayan elemanlardan kaynaklandığı
verilerle ortaya konulmuştur. Örneğin 1999 İzmit depreminde yaralanmaların
%50'sinin, ölümlerin %3'ünün ve maddi kayıpların %30'unun bu unsurlardan
kaynaklandığı ifade edilmiştir. Benzer şekilde 1994 Northridge depreminde ise
hiçbir yapısal hasar almayan hastanelerin, sadece iç mekandaki yapısal olmayan
elemanların hasar görmesi yüzünden hizmet dışı kaldığı ve en kritik saatlerde
tıbbi müdahalenin aksadığı belirtilmiştir. Bu durumun engellenmesi adına
kentsel dönüşümün sadece beton binaları yenilemek olmadığı; iç mekan
güvenliğinin sağlanmadığı durumlarda dökülen betonların ve çizilen projelerin
hiçbir anlam ifade etmeyeceği üzerinde durulmuştur.
Deprem risk yönetiminin çok disiplinli bir
zincir olduğu ve bu zincirin gücünün ancak en zayıf halkası kadar olabileceği
aktarılmıştır. İç mimarların bu noktada mimarın işini bıraktığı andan itibaren,
hekimlerin müdahale etmesine gerek kalmayacak güvenli ortamı yaratma sorumluluğunu
üstlendiği belirtilmiştir. Bilinçsizce yapılan iç mekan tadilatlarının statik
hesapları bozabileceğine işaret edilerek, iç mimarların yapı denetim
süreçlerine entegre edilmesinin yaşamsal bir zorunluluk olduğu dile
getirilmiştir.
Son olarak afet risklerinin azaltılması
adına dört temel çözüm önerisi sunulmuştur. Bunlar arasında; iç mekan
güvenliğinin imar yönetmeliklerinde bağlayıcı standartlar haline getirilmesi,
kamu binalarında acil risk analizlerinin yapılması, hafif ve sismik harekete
duyarlı yeni nesil malzemelerin geliştirilmesi ve afet sonrası için insan
onuruna yakışır geçici yaşam alanlarının kurgulanması gerektiği vurgulanmıştır.
Tüm meslek odalarının bilimin ve etiğin ışığında ortak bir bağ kurarak
çalışması gerektiği ve iç mimarların da bu masada tamamlayıcı bir unsur olarak
yerini aldığı önemle belirtilmiştir.
Oturum Başkanlığı Dr. Öğr. Üyesi
Aylin ARAS tarafından yapılan dördüncü oturumda sırasıyla
Bursa Eczacı Odası, Bursa Veteriner Hekimleri Odası, TMMOB Gıda Mühendisleri
Odası Bursa Şubesi ve Bursa Tabip Odası adına sunumlar yapılmıştır.
Bursa Eczacı Odası’ndan Yönetim
Kurulu Üyesi/ Afet Komisyonu Başkanı Eczacı Gökçenay DEREBAŞI HANLI “Sahra
Eczanesi Konteynır Projesi & Koordinasyonu ile Afet Çalışmaları” başlıklı
sunumunda 7. Bölge Bursa Eczacı Odası Afet Komisyonu tarafından
yürütülen çalışmalar kapsamında, afet anı ve sonrasında kullanılmak üzere
dayanıklı ve donanımlı "Sahra Eczanesi Konteynır Projesi" hayata
geçirildiği belirtilmiştir. Yaşanan çadır bulma sıkıntıları ve derme çatma yapıların
yetersizliği gibi geçmiş tecrübelerden yola çıkılarak tasarlanan bu
konteynırlarda jeneratör, telsiz ve sağlık çalışanlarının barınma ihtiyaçlarını
karşılayacak her türlü donanım yer almaktadır. Projenin sürdürülebilirliği ve
yasal güvencesi adına AFAD, UMKE ve Bursa Valiliği ile resmi protokoller
imzalanmış, böylece Türkiye'de ilk kez bir eczacı odası Türkiye Afet Müdahale
Planı (TAMP) projesine dahil edilmiştir. Afet anında kesintisiz lojistik
sağlamak adına motokurye dernekleri ve diğer illerdeki kardeş eczacı odaları
ile iş birliği protokolleri düzenlenmiştir. Bunların yanı sıra afet öncesi
hazırlık süreçlerinde eczacılara ve ailelerine yönelik ilkyardım, yangın ve
telsiz gibi çeşitli bilinçlendirme eğitimleri verilerek kurumlar arası
koordinasyonun diri tutulması amaçlandığı bildirilmiştir.
Bursa Veteriner Hekimleri Odası Yönetim
Kurulu Üyesi Veteriner Hekim Dr. Özlem TOPUZ HASANOĞLU, “6 Şubat
Depremleri Örneği ile Depremde Hayvan Sağlığı Hizmetleri” başlıklı
sunumu ile deprem felaketinin hemen ardından Türk Veteriner Hekimler Birliği,
56 bölge odasıyla birlikte hızlıca organize olarak bir kriz masası
oluşturulduğu belirtilmiştir. Telefon hatlarındaki kesintiler nedeniyle
iletişim büyük oranda internet ve WhatsApp ihbar hatları üzerinden sağlanmış,
sosyal medya aracılığıyla bilgilendirmeler yapılmıştır. Bu süreçte kurulan
Veteriner Hekimler Koordinasyonu, bölgedeki saha çalışmalarını yönetmek üzere
bir araya gelmiştir.
Veteriner hekimler, sadece hayvan
sağlığıyla sınırlı kalmayıp, bölgenin coğrafi yapısına ve köy yollarına olan
hakimiyetleri sayesinde lojistik ve ulaşım konusunda stratejik bir hafıza
görevi üstlenmişlerdir. Hatay Dörtyol’da kurulan koordinasyon merkezi üzerinden
yem sevkiyatı, ilaç ve tıbbi malzeme desteği ile arama-kurtarma ekiplerinin
ihtiyaçları karşılanmıştır. Ayrıca arama-kurtarma köpeklerinin tedavisi ve
bölgedeki çiftlik hayvanlarının bakımı için geçici rehabilitasyon merkezleri
ile sahra hastaneleri kurulmuştur.
Afet bölgelerinde hayvan sağlığı ile halk
sağlığının iç içe olduğu vurgulanmış; zoonotik (hayvanlardan insanlara geçen)
hastalıkların önlenmesi ve gıda güvenliğinin sağlanması için yoğun çaba sarf
edilmiştir. Barınaklardaki hayvanların kontrolsüz bir şekilde dağılmasını
önlemek amacıyla denetimli nakil ve tahliye işlemleri gerçekleştirilmiştir. Bu
çalışmalar, veteriner hekimliğin "tek sağlık" yaklaşımındaki
vazgeçilmez yerini bir kez daha ortaya koymuştur.
Süreç boyunca afet planlarında veteriner
hekimlerin yeterince yer almaması, yetki karmaşası ve sahipsiz hayvanlar için
sürdürülebilir bir bakım sisteminin eksikliği temel sorunlar olarak
belirlenmiştir. Gelecekteki afetlere hazırlık amacıyla; veteriner hekimlik
hizmetlerinin afet yönetim planlarının zorunlu bir parçası haline getirilmesi,
yetki ve sorumlulukların yasal olarak netleştirilmesi ve eğitimlerin önceden
planlanması gerektiği ifade edilmiştir.
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Bursa
Şubesi’den Gıda Mühendisi Ali Hakan DONDURAN “Afetlerde
Gıda Güvenliği” başlıklı sunumunda 21 yıldır
Tarım Bakanlığı'nda gıda mühendisi ve denetçisi olarak görev yapan Ali Hakan
Donduran, aynı zamanda aktif bir arama kurtarma gönüllüsü olduğunu ifade
etmiştir. 6 Şubat depremlerinde ailesini kaybettiğini ve felaketin hemen
ardından Antakya'da hem insani yardım hem de enkaz altındaki hayvanların
kurtarılması süreçlerinde koordinasyon görevini üstlendiğini belirtmiştir. Bölgeyi
iyi tanıması sebebiyle, resmi görevi olmasa da tarımsal personelin ve ziraat
mühendislerinin köylerdeki çalışmalarına rehberlik ettiği dile getirilmiştir.
Afetlerde güvenli gıda ve suya erişimin
engellenemez bir insan hakkı olduğu vurgulanmıştır. Bursa gibi deprem riski
taşıyan şehirlerde, geçici barınma alanlarının, yemek hazırlama noktalarının ve
atık alanlarının afet öncesinden bilimsel verilere dayalı olarak planlanması
gerektiği ifade edilmiştir. Özellikle içme suyu kaynaklarının kirli suyla
karışma riskine karşı sürekli analiz edilmesi ve güvenli olduğu teyit edilene
kadar sadece şişelenmiş suların kullanılması gerektiği belirtilmiştir.
Afetzedelerin beslenmesinin sadece karın
doyurmak değil, bağışıklık sistemini destekleyecek nitelikte olması gerektiği
ifade edilmiştir. Gıda alerjisi veya intoleransı olan bireyler ile bebeklerin
ve annelerin özel beslenme ihtiyaçlarının önceden planlanarak uygun gıdaların
ulaştırılması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca, gıda atıklarının kemirgen ve
salgın hastalık riskine yol açmaması için bu atıkların düzenli olarak bertaraf
edilmesi ve tuvalet alanlarının gıda noktalarından güvenli uzaklıkta tutulması
gerektiği dile getirilmiştir.
Deprem sonrası ortaya çıkan enkaz ve
molozların dere yataklarına, meralara ve tarım arazilerine dökülmesinin
ekosisteme ve su kaynaklarına büyük zarar verdiği ifade edilmiştir. Antakya
örneğinde zeytinliklerin ve tarım alanlarının bu şekilde tahrip edildiği
belirtilmiştir. Geçici barınma alanlarının tarım arazileri üzerine kurulmasının
engellenmesi ve olası bir afette molozların döküleceği yerlerin önceden net
olarak belirlenmiş olması gerektiği vurgulanmıştır.
Doğal afetlerde yaşanan kayıpların bir
"fıtrat" değil, bilim ve teknikten uzak planlamaların sonucu olduğu
ifade edilmiştir. Yerel ve ulusal yönetimlerin hazırladığı afet planlarında
gıda güvenliğinin en kapsamlı şekilde ele alınması gerektiği belirtilmiştir.
Son olarak, yaşanan acıların bir toplumsal bellek oluşturması gerektiği ve
ancak bilimsel hazırlıklarla kayıpların en aza indirilebileceği dile
getirilmiştir.
Bursa Tabip Odası’ndan Dr.
Seçkin KARA "Afet Risk Yönetiminde Kurumlar ve
Planlar" başlıklı sunumunda afetlerin, doğa
kaynaklı insani yıkımlar olarak tanımlanırken; Olağandışı Durumlar (ODD)
savaş, göç ve KBRN (Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik, Nükleer) gibi sosyal ve
siyasal krizleri kapsadığı belirtilmiştir. ODD, kamu düzeninin bozulduğu,
kurumsal yapının ve ulusun bekasının tehdit edildiği, mevcut hukuk düzeniyle
başa çıkılamayan insani kriz halleridir. Bu tür durumlarda bazı sivil ve
siyasi haklar geçici olarak askıya alınsa da; yaşam hakkı, işkence yasağı, din
ve vicdan özgürlüğü gibi temel haklar hiçbir koşulda rafa kaldırılamayacağına
dikkat çekilmiştir.
Türkiye'de afet yönetimi, 2009 yılında
5902 sayılı kanunla kurulan AFAD çatısı altında birleştirilmiştir. Bu
değişimle birlikte "Kriz Yönetimi" anlayışından
vazgeçilerek "Bütünleşik Afet ve Risk Yönetimi" modeline geçildiği belirtilmiştir.
AFAD'ın; hazırlık, risk azaltma, müdahale ve iyileştirme gibi afet döngüsünün
tüm aşamalarından sorumlu tek yetkili kurum haline geldiği ifade
edilmiştir. Kurumun ulusal düzeyde TAMP, TARAP ve TASİP gibi stratejik planları
koordine ettiği vurgulanmıştır.
Türk Tabipleri Birliği'nin (TTB) bu
alandaki çalışmalarının 1990’daki Körfez Savaşı ile başladığı ve 1999
depremleriyle kurumsallaştığı belirtilmiştir. TTB Olağandışı Durumlarda
Sağlık Hizmetleri Kolu'nun; hızlı değerlendirme raporları hazırlamak ve toplum
sağlığını korumak adına bilirkişi olarak sürece müdahil olduğu ifade
edilmiştir. 6023 sayılı Kanun uyarınca, hekim örgütüne halk sağlığını koruma ve
resmi makamlarla iş birliği yapma sorumluluğu yüklendiği vurgulanmıştır.
Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı
(UDSEP) her ne kadar doğru bir yaklaşım olarak görülse de, uygulamada ciddi
aksaklıklar yaşandığı belirtilmiştir. Özellikle Kahramanmaraş için
hazırlanan ilk İl Risk Azaltma Planı (İRAP) tehlikeleri 2019 yılında
net bir şekilde ortaya koymasına rağmen, denetim eksiklikleri nedeniyle yıkımın
önüne geçilemediği ifade edilmiştir. Ayrıca, bina envanterinin
tamamlanamaması ve hastane güçlendirmelerinin yetersizliği gibi kronik
sorunlar vurgulanmıştır.
Bursa Tabip Odası (BTO), kentin afet risklerinin
İstanbul'un gölgesinde kaldığını belirtmiştir. Akademik meslek odalarının
(BAOB/AMİP) planlama süreçlerine aktif paydaş olarak dahil edilmesi
gerektiği ifade edilmiştir. Yerel müdahale gönüllüleri eğitimi ve afet
haberleşme ağı gibi somut çözüm önerileri sunulurken; meslek örgütlerinin kamu
yararı ve bilimsel yöntemle hareket etmesinin hayati önemi vurgulanmıştır.
Etkinliğin sonunda 3 masa halinde yapılması
planlanan çalıştay yoğun programın ardından foruma
dönüştürülmüştür. 17 kişinin katılım sağladığı ve yuvarlak masa toplantısı
şeklinde gerçekleşen forumda herkesin konuşmasına özen gösterilmiştir.
Toplantının temel motivasyonu, her akademik odanın afet hazırlığı kapsamında
yürüttüğü çalışmaları ortaklaştırabileceği, disiplinler arası bir işbirliği
platformu olan AMİP’in nasıl geliştirilebileceğidir. Bu kapsamda, odaların
münferit yardım faaliyetleri yerine ortak bir organizasyon yapısı kurması ve
afet anında üyelerine hızla ulaşabilecekleri etkin planlar geliştirmeleri
gerektiği üzerinde durulmuştur. Odalar arası iletişimi kolaylaştırmak adına
"Olay Komuta Sistemi" benzeri yapıların tüm kurumlarda tesis edilmesi
önerilmiştir.
Organizasyon sürecinde özellikle İnşaat
Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası ve Jeoloji Mühendisleri Odası gibi kritik
grupların bir arada olması hedeflenmiş; ancak İnşaat Mühendisleri Odası’nın
katılım sağlamaması eleştiri konusu olmuştur. Katılımcılar, bilimsel
çalışmaların "meslek şovenizmine" kurban edilmemesi gerektiğini ve
her meslek disiplininin süreçte kendine has bir rolü olduğunu vurgulamışlardır.
Sahra Eczaneleri Projesi
ile Bursa'daki büyük hastanelerin (Yüksek İhtisas, Şehir Hastanesi vb.)
bahçelerine yerleştirilecek sahra eczanesi konteynerleri ile kronik hastaların
ilaca erişiminin kesintisiz sağlanması planlanmaktadır. Geçmişteki orman
yangınlarından elde edilen tecrübelerle, gönderilen ilaçların üzerinde
"yanık kremi" veya "göz yıkama solüsyonu" gibi net kullanım
talimatlarının bulunmasının hayati önem taşıdığı, aksi takdirde tıbbi
malzemelerin ziyan olduğu belirtilmiştir. Konteynerlerin sadece temin
edilmesinin yeterli olmadığı, su ve elektrik gibi altyapı çalışmalarının deprem
öncesinde tamamlanması gerektiği ifade edilmiştir. Metal konteynerlerin
yıpranma ve su sızdırma risklerine karşın, gerektiğinde açılıp kapanabilen
şişme çadırların bir alternatif olup olamayacağı tartışılmıştır. Sponsorlar
aracılığıyla Bursa genelinde 20 sabit ve mobil konteynerin bulundurulması
hedeflendiği belirtilmiştir.
Saha Tecrübeleri ve Lojistik Kaos ile
ilgili afet bölgelerinde yaşanan düzensiz yardım akışının (ihtiyaç fazlası su
ve mevsimsiz kıyafet gönderimi gibi) yarattığı lojistik yük eleştirilmiştir.
Bunun yerine vinç, jeneratör ve demir kesme aletleri gibi enkaz müdahale
ekipmanlarının önceliklendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca, Bursa
özelinde olası bir depremde ana yolların ve köprülerin (özellikle İstanbul ve
Ankara yolu üzerindeki yapılar) hasar görmesi durumunda şehir içi
koordinasyonun imkansız hale geleceği uyarısı yapılmıştır.
Bu metin video kayıtları kullanılarak yapay zeka ile oluşturulmuştur.
Etkinliğin video kayıtlarına bu linkten ulaşılabilmektedir.

Yorumlar
Yorum Gönder